[slide-anything id=”3742″]

Knidos / Datça Macerası @kızbasına

KNİDOS’ TA @kızbasına
Knidos Yolu

Knidos , Bundan birkaç hafta önce oradaydım. Aslında ailevi sebeplerle gitmiştim ama F650’ yi ilk kez buralara indirmişim, keşif yapmaktan geri durmadım. 🙂 Şimdi yeni yoldaşım Argo’ yla İstanbul’ dan Knidos ’ a uzanan yolumuzu o taraflara gitme niyeti olanlarla paylaşalım, belki siz de bu sezon bitmeden uğrarsınız o taraflara.

Bir salı sabahı, saat 07:00’ daki Yenikapı-Bandırma feribotuna binmek üzere erkenden çıktım yola. Feribot yaklaşık iki saat on beş dakika sürüyor, eğer rahat uyuyabilen biriyseniz uyuyup biraz daha güç toplamak için güzel bir zaman aralığı. 🙂 

Bu hattı kullanmak istemezseniz, diğer seçenekleriniz Orhangazi Köprüsü’ nden geçmek ve 50 tl civarında ödemek, Topçular-Eskihisar feribotuna binerek Yalova’ ya inmek veya “Only Benzin Can Judge Me” diyorsanız da körfezi tamamen dolaşmak. 🙂 Benim bu seferki seyahatim mümkün olduğunca hızlı Datça’ ya varmayı gerektirdiği için ben oyalanmadan Bandırma’ ya geçtim. 

Normalde benim yapacağım ve size de tavsiye edeceğim şey

bu yolu iki güne bölmek ve rahat rahat gitmek olacaktır. İzmir ve civarı, ilk durak olmak için çok uygun bir yer mesela. Bandırma’ dan Datça’ ya yol yaklaşık 600 km ve vakitlice varabilmek için gaza basıp önünüze bakmaktan başka hiçbir şey yapmaz oluyorsunuz, bu da bizim gerçek bir seyahatten beklentimiz sayılmaz. 🙂 

KNİDOS’ TA @kızbasına
Gerçek bir seyahatten beklentimiz hep goygoydur.

Peki gidiliyor mu? Gidiliyor. Sabah 9:30 da Bandırma’ dan çıktığım yol, Balıkesir’ deki kahvaltı molası, Torbalı’ da verdiğim bir uzun mola, yaklaşık 100 km de bir çay, su, tuvalet, esneme gerinme molalarıyla beraber akşam 20:30 gibi ancak Datça’ da noktalanabildi.

Hızım ortalama 100-110 dolaylarındaydı, dolayısıyla 600 km lik bir yolun daha erken biteceğini zannedersiniz ama öyle olmuyor. 🙂 Süreyi uzatan, motosiklet sürüşünün getirdiği sık mola ihtiyacı.

Eğer normalde araba kullanıyorsanız ya da motosikletle uzun yola çıkmakta yeniyseniz, molalarınızı dikkatli planlamanız gerektiği aklınızda olsun. Yeterince dinlenmek motosiklet kullanıcısı için çok kritik bir mesele.

Ben  “her 100 km veya 1 saatte bir ( önce hangisi biterse ) 10 dakika mola” şeklinde bir sistem oturttum.

Burada önemli olan 10 dakikayı benzin, market, tuvalet gibi aktivitelerle harcamamak, onları da yapmak, ama bir 10 dakika da sadece durmak ve bedeni esnetmek.

Datça’ ya bundan önce

bir kere Cbf600’ le, bir kere de X-City ile gelmiş, ikisiyle de giremediğim yollara bakıp bakıp kalmıştım.

Bu sefer altımda sırf bu iş için çoluğumun çocuğumun rızkından kesip aldığım endurom var, artık affetmem.

Bir boş gün yakaladım, plan, haritada gördüğüm “Acaba burada ne var?” dediğim isimli isimsiz koyları keşfetmek.

İsimlilerden Murdala Koyu ile başladım çünkü komşumuz “Oraya sen giremezsin motoru kaydırırsın.” dedi, ben de inat ettim. 🙂

Murdala Koyu, Datça’ ın da içinde bulunduğu Reşadiye Yarımadası’ nın Ege yakasında, yani kuzeyinde bir koy, yaklaşık 8 kilometreyi bir saatte alabildiğiniz zorlu bir yolu var. “Bu motorla gidemeyeceksem neyle gidicem arkadaş!” diye aşırı gaza gelmiş olmasaydım bir noktada vazgeçip dönebilirdim. 🙂

Henüz yerleşimi olmayan bir kooperatif sitesi, birkaç prefabrik baraka, sezonda muhtemelen lokanta olan tek ufak bir bina, gölge veren birkaç ağaç, güzel ama Datça’ nın ortalamasının altında bir deniz var.

Tenha, biraz da özelliksiz bir yer. Özetle naçizane görüşüm yoluna değmeyeceği yönünde, ama zaten sırf keşif için yola çıktıysanız, yanınızda yeterli suyunuz ve erzağınız da varsa çadırınızı sahile atıp sakin sessiz bir gece geçirebilir, muhtemelen lokanta tarafından temiz su temin edebilirsiniz.

KNİDOS’ TA @kızbasına
Gitme dedi gittim.

Murdala’ dan çıktığım sıra saat altı civarıydı ve güneş alçalmaya başlamıştı. Hadi dedim koş Knidos’ a gidelim, güneşin batışını orada izleme fırsatını kaçırmayalım. Knidos, Reşadiye Yarımadası’ nın batı ucunda, en ünlü noktalarından bir tanesi. Burayı bu kadar ünlü yapan ise biri Ege’ ye, biri Akdeniz’ e bakan, ikisi de birbirinden güzel doğal limanları, gündüz gezilebilen Knidos antik şehri, her görende yanına gitme isteği uyandıran Deveboynu Deniz Feneri ve tabii ki muhteşem gün batımı. 

Knidos’ a yaklaştıkça

dikkatli bakarsanız sağda ve solda antik şehir kalıntılarını görmeye başlayacaksınız. Vakitlice giderseniz antik şehri gezme imkânınız var, ama ben hep yaz vakti günbatımı izlemeye gittiğim için bir türlü açık bulup gezme imkânım olmadı. 🙂 

Normalde aracınızı otoparka parkedip alana öyle giriyorsunuz ama ben gittiğimde “Sadece Görevli Araçlar” yazan kapı açıktı, bence ben de kendimce görevliyim dedim ve girdim. 🙂 Güvenlik geldi beni görünce, antik şehrin kapalı olduğunu söyledi, limana geldim dedim, o zaman sorun yok dedi. Böylece, Knidos arazisine gece girmekte bir sıkıntı olmadığını öğrenmiş olduk. 

Kızbaşına antenlerimi açıp hemen bir ortam değerlendirmesi yaptım. Akdeniz’ e bakan büyük limanda birkaç tekne bağlı. Ege’ ye bakan küçük limanda ise kadınlı erkekli bir grup küçük bir balıkçı teknesini kızağa çekmiş zımparalıyorlar. Kadınlı erkekli grup mu gördüm, artı puan. 🙂 Aslında sadece günbatımı izlerim diye düşünmüştüm ama antenlerim bana olumlu rapor verince biraz daha keşfedeyim bari diyerek deniz fenerine doğru yürüdüm. O tarafa gidince, uzakta bir yerden yüksek sesle konuşan başka insanların da sesleri gelmeye başladı. Bir de güzel bir yere oturmuş, şaraplarını açmış günbatımı izleyen genç bir çift görünce tamam dedim, atları bağlayın, burada kalıyoruz. 

Bu arada, deniz fenerine kadar gitmedim, orası zorlu ve uzunca bir yol, eğer gitme niyetiniz varsa geniş vakit ayırmanızı tavsiye ederim. 🙂 

Ben antik şehre nazır çadırımı kurarken genç çift de benim yanıma geldi merakla, selamlaştık, tanıştık. İstanbul’ dan arabalarıyla gelmişler. “Gece burada tek başınıza mı kalacaksınız?” diye sordular hayretle. “Canım, benim olayım o” demedim. 🙂 

“Korkmaz mısınız?” 

Korkarım tabii, korkmam gerekirse korkarım, neden korkmayayım. Ha böcekten yılandan korkmam, zaten çadırın içindeyim. İnsandan korkabilirim. Ama şu an koşullar iyi görünüyor. Çok uzak olmayan bir yerden hala kadınlı erkekli grubun sesi geliyor, konaklamış bir yürüyüş grubu olmalılar. Güvenlik görevlisiyle konuştum. Çadırı yoldan geçenin çok dikkatini çekmeyecek şekilde soteye kurdum. Yanımda gerekirse kendimi savunabileceğim küçük araç gerecim var. Tabii ki zihniniz korkutucu ihtimaller üretmek konusunda ısrarlıysa bunun sonu gelmez, ama şu an koşullar iyi görünüyor. Eğer tek başına gezmek konusuna kararlıysak, korkmayı bırakıp keyif almaya dönmemiz gerekecek bir noktada. 🙂 Ben de, benim yerime korkan o genç çifte bunları anlattım, beraber biraz daha oturduk, onlar bana şarap ikram etti, ben onlara bisküvi, sonra hava iyice kararmadan yola çıkalım dediler ve beni yıldızlarla baş başa bıraktılar. 

İşte, biraz da bu anlar için çıkılıyor bu yollara

Bu, tamamıyla kendi ritmine kaldığın, hayatın, var olmanın ne kadar basit ve ahenkli olduğunu anladığın huzur ve sadelik anları için. Göğün kararıp yıldızların bir bir belirmesini hiç sıkılmadan izleyebilmenin keyfi için. Çok yalnız bir gece değildi gerçi, İstanbul’ la uzun bir telefon görüşmesi yaptım, sonra biraz yıldızları izledim, mümkün olduğunca erken uykuya dalmaya çalıştım. Hava çok rüzgarlıydı ve çadırın üst katmanını doğru düzgün sabitlemediğim için uçuşup müthiş gürültü yapıyordu. Bir de aksi gibi, rüzgardan mı çırpınıyor, hayvan mı geldi, insan mı geldi bilemiyorsun. 🙂 En sonunda kalkıp üst katmanı çıkardım, ses kesildi, kendimi denizin ve rüzgarın sesine bırakıp uykuya daldım.

 

KNİDOS’ TA @kızbasına
Güneşi kaçırmadan.
Knidos, büyülü bir yer

Çadırım tek kişilik olduğu için küçücük bir düzlüğe sığdım, ama iki kişilik çadırı almış olsaydım yer bulmakta biraz daha zorlanacaktım. Hasılı ekip olarak giderseniz, bir arada olabileceğiniz geniş bir alan bulamayabilirsiniz ( belki biraz daha deniz fenerine doğru yürürseniz bulabilirsiniz de. Bir dahaki keşfimde daha ileri gidersem bunları da yazarım. ) Büyük liman tarafında sezonda açık olan ve genelde yatlara hizmet veren bir lokanta ve antik şehir girişinde bekleyen bir güvenlik görevlisi var. Kamp için tesis yok, doğadasınız. Antik şehir ve lokanta civarında birkaç ağaç var ama çadırınızı kurabileceğiniz bir ağaç altı yok. Benim gibi seherle kalkıp yola düşenlerdenseniz sorun yok, ama uykucuysanız güneş sizi uyandıracak. 🙂 

Tek başına gezen hanımlar ve beyler için uygun bir yer gibi görünüyor. Zaten Karia Yolu güzergâhında olduğu ve bol bol yürüyüş grubu bulunduğu için, yarımadanın tamamında doğa kampçılığı rahat bir aktivite sayılır, insanlar alışık, tıpkı Likya Yolu’ ndaki gibi. Hatta vaktiniz varsa ertesi gün kahvaltınızı edin, kahvenizi için, azıcık oyalanın, gitmişken antik şehri de gezip öyle dönün derim.

Mutlu sürüşler. 🙂 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.