Giyin en güzel şifon eteklerinizi Çekin gıcır takım elbiselerinizi Ayakkabılarınız boyalı Şapkalarınız havalı…  Şaka şaka değil, çünkü kaskınız takılı… Şehirli ve modernsiniz, pratik ve keyfine düşkün X-City’ dir bindiğiniz, sizden iyisi yok bugün.  Kızbaşına '' X City ile Efendiliğin Kitabını Yazmak ''
Efendim, açılışı 1-B sınıfından Burçak arkadaşımızın şiiriyle yaptık
kendisine teşekkür ediyor sınıfına uğurluyoruz. 🙂 Yaklaşık dört senedir X-City kullanıcısıyım. Motosiklet hayatına başladığım sıralarda, bu skuterlerle ilgili duygularım karışık, önyargılarım buradan Fizan’ a bir yol misaliydi. Ama sanırım bunun en önemli sebebi insanların bir kadın motosiklet kullanıyorsa onun mutlaka otomatik vitesli kullanıyor olduğuna dair yaygın varsayımdı. Bir de gençlik var, sırf inadımdan yıllarca skuter kullanmadım. Sonra bir gün, ben şehir içinde ve uzun yollarda küçük bir traktör misali F650’ mle gezerken bir arkadaşım Pcx aldı. Bir tur verdi bineyim diye. Bir anda dünyam değişti. Yahu o ne zahmetsizlik, o ne gamsızlık, o ne rahat bir yaşam tarzı. Yani bir yandan sütlü kahveni içip bir yandan gazeteni okuyabilirmişsin ve o kendi kendine gidebilirmiş gibi bir his. Böylece bu skuter rahatlığı benim aklımın bir köşeciğinde iyice yer etti ve F650’ yle vedalaştığımız zaman sıradaki talihli neden bir skuter olmasın ki dedim. Ve X-City ile otomatik vites hayatına giriş yaptım.  
İlk Motosiklet Seçme Süreci başlıklı yazıda
öncelikleri belirlemenin ve “olmazsa olmaz” lara sadık kalmanın öneminden bahsetmiştik. Skuter seçimi söz konusu olduğunda, büyük teker benim için olmazsa olmaz bir koşuldu, zira enduro sürüşüne alışmış biri olarak bana skuterlere ilgili en tuhaf gelen şey o büyük cüssenin oturduğu küçücük tekerlerdi. X-City haricinde, Piaggio’ nun farklı modelleri çoğunlukla 14 ve 16” lik lastikleriyle büyük teker vizyonuna sahip. Kymco’ nun People S200’ ü ve Agility 150’ si de 14-16” lik geniş teker çaplarıyla değerlendirmeye dahildi, ama sonuçta kazanan X-City oldu. Beraber geçirdiğimiz dört sene zarfında, başka büyük hacimli, vitesli motorlar geldi geçti, ama X-City rahatlığı ve pratikliğiyle benim evimin kadını ve çocuklarımın anası oldu. Peki, benim gibi motosiklet hayatına vitesliyle başlayıp skuter konusunda “Acaba mı?” diyen kullanıcıların soru işaretlerini şimdi bakalım giderebilecek miyiz? 🙂 OTOMATİK VİTES? Bendeniz açıkçası vitesin araçla kurulan ilişkiyi arttırdığına inananlardanım, vitesli kullanmayı severim yani. Fakat kabul etmek lazım, otomatik vites, dur-kalklı şehir trafiğinde büyük rahatlık. Sol eliniz için hayatta yeni bir dönem başlıyor adeta. Tabii düşük viteste gönlünüzce sıkıştırdığınız bir manuel motosikletin ataklığını beklememek lazım, ama X-City, 250 cc lik motor hacmiyle otoyollarda da sokak aralarında olduğu kadar rahat götürüyor sizi. Tırı kamyonu sollamaya rahatça çıkabiliyorsunuz, ivmelenmesi o anlamda iş görüyor. Yine de ani kaçışlar yapabileceğinize güvenmeyin ve işi reflekslerinize bırakmayın, uzun vadeli düşünerek sakin ve güvenli sürün derim. OTURMA POZİSYONU Motoru yıllarca bacaklarımızın arasında tutmaya alışmışız ya, başta selenin ucundan düşecekmişim gibi geliyordu. 🙂 Sonra alıştım. Skuterin bu sandalyeye oturur gibi oturma durumunun hem avantajları, hem de dezavantajları var. Avantajların en önemlisi, muhtemel bir devrilme anında bacağınızın motor altında kalmayacak olması tabii. Bununla beraber, yukarıdaki eserde şairin de belirttiği gibi, kılık kıyafetinizde size bir parça daha özgürlük tanıyor. Ben açıkçası artık motora elbiseyle de binebildiğim için mutluyum, tabii altına çizme ve dizliklerimi çekerek. 🙂 Ayrıca uzun süre durmadan gittiğinizde bacaklarınızı biraz öne, biraz geriye alarak az da olsa rahatlatabiliyorsunuz, ayaklarınız pege mahkum değil. Üstelik sele önünü bagaj alanı olarak kullanabiliyor olmak çok güzel. Tabii, Aprilia Scarabeo ya da Honda Ps gibi dümdüz bir ayak koyma alanı daha da güzel olurdu, ama bu da iyidir.
Öte yandan bu oturma pozisyonunun genel olarak
en dengeli ve sağlıklı oturuş olduğunu da düşünmüyorum. Bir kere çukurlu, engebeli bir yola girdiğinizde, altınızdaki neticede bir enduro olmadığı için her şeyi fazla fazla hissediyorsunuz ve ağırlığınızı bacaklarınıza vermek o kadar kolay olmadığı için darbeyi belinize alıyorsunuz. Eskiden baktım çukura giriyoruz, ayaklarımı pege basıp azıcık doğruluverirdim. Şimdi o iş o kadar kolay değil. Yine hafif sandalyeden kalkar gibi kalkıyorum gerçi ama o kadar rahat olmadığını belirtmeliyim. Bence en temel problem bu. Onun dışında, düzgün bir yolda oturuş pozisyonunda sıkıntı yok.
Benim boy 165 cm, ayaklarım yere değiyor
gidon yüksekliği de uygun. Sadece ön camı en alçak ayarda kullanmama rağmen hala yüksek geliyor, yani hani ne camın içinden rahat bakabiliyorum ne de üstünden. Sizin boyunuz 165 ten uzunsa sorun olmaz. Ayrıca camın 4 farklı yükseklik seçeneği olması da iyi bir şey, her ne kadar bu seçenekler birbirine çok yakın olsa da. Diğer bir durum da artçı koltuğu. Artçı bölümü sürücü bölümünden yüksekte ve oldukça geniş. Hatta, bugüne kadar kullandığım motorlar içinde artçı için en rahatı X-City diyebilirim. Ama maalesef aynı şeyi sürücü için söyleyemiyorum. Zira artçının sürücüden yüksekte olması motorda dengesizlik hissi yaratıyor. Motorun idaresi fark edilir ölçüde zorlaşıyor. Kızbaşına '' X City ile Efendiliğin Kitabını Yazmak ''SÜSPANSİYON Bunu bana sormayın dostlarım, endurodan indim skutere bindim, ölem ben, ben ölem. Ama böyle olacağını da biliyordum sonuçta. Her şey bir arada olmuyor. Eğer X-City ilk motorunuz olacaksa, ya da zaten skutere biniyor idiyseniz sorun yok. Hepsi alışkanlık meselesi sonuçta. Dikkatli gidin, çukurlardan sakının, engebeli yollarda hızlı gitmeyin ve dizlerinizi, bacak kaslarınızı kuvvetlendirmeye bakın, belinizi korumak için ihtiyacınız olacak. Başka skuterlerle karşılaştıramadığım için çok objektif yorumlayamıyorum. Sadece yolu hissediyorsunuz, onu bilin, şuursuz gitmeyin. Her motosiklet veya skuter, karakterine uygun kullanıldığında keyif verir. Oo güzel oldu, yazın bu lafı da bir kenara. 🙂 250 cc YETERLİ Mİ? Cevap veriyorum: yeterli. Tabii ki bu motorla ilgilendiğinize göre pratik amaçlarınız var ve asfaltı ağlatmakla ilgilenmiyorsunuz diye varsayıyorum. 250 cc çok güzel bir motor hacmi aslında. X-City’ den önce 125, 150, 600 ve 650 cc motosikletler kullanmıştım. 125 liğe bir daha kessen dönmem, araç sollamaya çıkamadığınız bir motor sizi bazen çok zor durumda bırakabiliyor. Ama 250 cc gerçekten rahat. Diyelim otoyolda gidiyorsunuz, 80-90 gibi bir hızla. Önünüzde kötü yüklenmiş bir kamyonet size tehdit oluşturuyor. Ver gazı, çünkü X-City nin tepki süresi hiç fena değil. Rahat bir şekilde 110-120 yi görüyor, sollayıp kurtuluyorsun. 120’ ye kadar çıkışı rahat, 140’ a kadar “ay ben çıkmam” demiyor. 100 km de 3-3,5 lt civarında gezen yakıt tüketimiyle de, benzinin pahalı şey olduğu ülkemizde beğendiğimiz bir arkadaşımız. GÜVENLİK X-City güvenlikten sınıfı kanaatle geçer herhalde. İnsan abs nin yokluğunu hissediyor. Abs den sonra, eski fren alışkanlığıma dönmek biraz zor geldi bana, ama zaten hiç abs li motor kullanmadıysanız bu sorun sizin için geçersiz. Sadece motorunuzun frenlerini çok iyi tanıyın. X-City de ön ve arka disk, güçlü frenler. Ama panik frende hemen duracağı fikrine sakın kapılmayın, kendinizi aniden durmak zorunda kalacağınız bir duruma sokmayın. Benim birkaç kere telaşla frenlere asıldığım, “Anaaam durmayacak galiba” derken son anda durduğu durumlarım oldu.
Şimdiye kadar sadece iki kere arkayı kaydırdım.
Hiç kaydırmasam daha iyiydi tabii. Tehlikeli bir durumdan kurtulmak tabii ki önemli bir beceri, ama kendini o duruma sokmamak daha önemli bir beceri. Büyük tekerlerin de avantajıyla dengeli bir skuter. Kontraya verdiği tepkiler, virajlarda yatışı motosiklete yakın. Kısa farları biraz fazla kısa gibi, uzunlarını neredeyse hiç kullanma imkanım olmadı. Çok ağır bir motosiklet olmadığı için yatarsa filan hop diye kaldırırsınız, onda sorun yok. Bana göre en önemli eksilerinden biri de elcik korumalarının olmaması. Ama elcik korumaların da dahil olduğu büyük ön camlar imal edildiğini gördüm. BAGAJ Şimdi, bu konuda çok çeşitli beklentiler var tabii. Mesela benim beklentim, yıllardır sadece vitesli kullanmış biri olarak, yok gibi bir şey. 🙂 Topcase‘ i öpüp başımıza koyuyoruz, tamam işte daha ne olsun diyoruz. Bu yüzden vay X-City’ nin sele altına kask sığmıyormuş, vay X-Max iki kask alıyormuş, hiiç umrumda değil. 🙂 Ama sizin umrunuzda olabilir tabii. X-City’ nin sele altına bir tane yarım kask sığar, bununla beraber eldivendir, çantadır, yağmurluktur, brandadır vb. gibi bir şeyler daha koyabilirsiniz. O yüzden topcase taktırmak mantıklı gibi görünüyor. Ayrıca topcase taktırmasanız sissybar taktıracaksınız, artçınız düşer filan sonra maazallah. Topcase artçı için de rahatlık oluyor.  
Önde bir de torpido gözü var
kurulama bezidir, eldivendir koyabilirsiniz. Fakat bu göz su geçirebilir, o yüzden ruhsatı filan bırakmayı düşünüyorsanız buna göre düşünün. Yani bırakmayın. 🙂 Sonuç olarak X-City’ nin en önemli avantajları 250 cc rahatlığı, büyük tekerlerinin getirdiği motosiklete yakın denge hissi, oturma pozisyonunun size giyim özgürlüğü tanıması, korunaklı ön camı, makul yakıt tüketimi, hem şehir içi ulaşımınızı, hem şehir dışı yolculuklarınızı rahatlıkla yapabileceğiniz optimum özelliklerde bir skuter olması. Ben, beraber olduğumuz dört sene içinde yaz kış şehir ulaşımında kullanmakla beraber, 1000+ km lik uzun yollar da yaptım kendisiyle. Uzun yol izlenimlerimi sonraki yazılarda paylaşıyor olacağım. Umarım buraya kadar yazdıklarım, bazı soru işaretlerine cevap olmayı başarmıştır. Mutlu sürüşler dilerim. 🙂 Motosiklet ilanlarını incelemek isterseniz buraya tıklamanız yeterli ! Motosiklet kişisel ekipman ilanlarını görmek için buraya tıklayın !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.