[slide-anything id=”3742″]

Korsan Koyu Maceram : (@kızbasına)

Benim memleket Antalya, ama iş durumları sebebiyle bir türlü dönüp yerleşmek kısmet olmadı. 🙂 Sık sık düşünürüm, Antalya’ daki motosiklet camiası ne kadar şanslı diye. Çok ulaşılabilir mesafede o kadar güzel yerler var ki gezip görecek. Biz İstanbul sürücüleri gibi çılgın bir trafiği çekmek zorunda kalmadan kendilerini hemen doğaya atabiliyorlar, ne mutlu. Gerçi bu durum, İstanbul olmayan pek çok şehir için geçerli, ama şimdilik Antalya’ ya odaklanarak devam edelim, hatta Antalya’ nın da küçücük, güzel bir koyuna, Likya Yolu’ nun en tatlı duraklarından, Korsan Koyu’ na. 

Korsan Koyu’ na gittiğimde yol arkadaşım sevgili X-City idi.

İstanbul’ dan çıkıp geze geze Antalya’ ya kadar inmiştim. “X City ile Uzun Yolda” başlığında da bahsettiğimiz gibi, bu skutırın uzun yolda kendine göre hem avantajları hem dezavantajları mevcut. Korsan Koyu yolu, işin daha dezavantajlı kısmına dahildi, ama durun, hepsini birer birer anlatacağım. 

Sıcak bir Haziran günü, ekipmanımı yükledim

Antalya’ dan yola koyuldum. Yaklaşık 100 kilometrelik bir mesafe, tercih edeceğiniz güzergaha göre 10 kilometre artabilir. Yazın göbeğinde, güneydeki seyahatler için doğru saatte çıkmanın kritik önemde olduğunu anladığım zamanlardı. 🙂 O seyahatten aldığım dersle, artık ya sabah 05:00 gibi, güneş doğmadan biraz önce yola çıkıyorum, ya da yakın bir yere gidiyorsam akşamüstü yol alıyorum. Öğle sıcağında sürmek, belirgin biçimde insanı uyuşturuyor ve dikkatini dağıtıyor, sürüş zaman zaman tehlikeli hale gelebiliyor, üstelik aracınız için de zorlayıcı olma ihtimali var. O yüzden, hava durumuna bakarken, soğuk ve yağış kadar, sıcağı ve güneşi de ciddiye alın derim. 🙂 

Ben yola akşamüstü çıktım

Kumluca üstünden Mavikent sahiline indim. Market alışverişinizi Mavikent’ te yapıp devam etmenizde fayda var, zira Korsan Koyu’ nda tesis yok, Mavikent en yakın yerleşim bölgesi. Sonrasında, 3-4 km lik bir toprak yolu takip ederek koya varıyorsunuz. İşte bu koy, sevgili dostlar, bu yollara X-City’ yle çıkılmayacağını düşünmeme sebep olan ve sonrası için yaptığım bazı kamp planlarından vazgeçmeme sebep olan yol. 🙂 Sürücü için çok konforsuz değil ama engebeli ve tozlu yollar aracı yıpratıyor, yıpranma sebebi ise büyük ölçüde plastik karenajların, bağlantı noktalarının böyle zorlu yollara uygun tasarlanmamış olması, çabuk aşınabilmesi, çabuk kırılabilmesi, sarsıntıdan etkilenmesi. 

@kızbasına !!! Korsan Koyu ' nda Bir Macera
Mavikent Sahili’ den koya doğru…

Aheste beste giderken

harika bir günbatımını yakaladım ve yola devam etmeye kıyamayıp günbatımını izlemek için durdum. Haliyle koya girdiğimde akşam inmeye başlamıştı, haftasonu olduğu için de ortalık oldukça kalabalıktı. Korsan Koyu, Likya Yolu’ nun da üzerinde olması sebebiyle oldukça bilinen bir yer, dolayısıyla haftasonları gerçekten kalabalık olabiliyor. Ama merak etmeyin, hafta içi çok daha rahat, cumartesi gittiğimde mat serecek yer bulamazken, pazar akşamı bütün koyda üç çadır kalmıştık. 

Skutırımı otopark olarak ayrılmış alana bırakıp eşyalarımı yüklendim

kıyı boyunca ilerlemeye başladım. Çeşme, duş ve temizliği şüpheli bir tuvalet mevcut koyda. İyice ilerleyip kalabalıktan biraz uzaklaşmayı başarınca, kendime bir mat sermelik düz bir alan buldum, en yakın komşum da on metre kadar öteye çadırlarını kurmuş olan üç üniversiteli genç “kızlı erkekli” bir grup. Kızlı erkekli grup her zaman artı puandır, artık biliyorsunuz. 🙂 Böylece, hem tamamen tenha olmayan, hem de sakin bir yer bulup matımı serdim. Bu gece çadır kurmadan, açık havada uyuyacağım.

Ben yerleşirken, üniversiteli gençler yanıma kahveye geldiler

Geceyi onlarla sohbet ederek, telefondan müzik dinleyerek, kendimiz şarkılar çalıp söyleyerek ilerlettik, gece yarısına doğru da çadırlarına çekildiler. İşte şimdi, başımda milyonlarca yıldız, ayak ucumda deniz, tatlı tatlı uykuya dalabilirim. 

Korsan koyu. X-City ile yolculuk
Koyun bu en gözde yerine çadır kurmak isterseniz haftaiçi gelmekte fayda var. 🙂

Daldım da, ta ki bir grup adamın gürültüsüne uyanana kadar

Saate baktım, ikiye geliyor. Beş kişilik bir erkek grubu, çadırlarına çekilmiş uyuyan insanları hiç önemsemeden bağıra çağıra konuşuyorlar, ellerindeki poşetlerde içki şişelerin sesini duyuyorum.

O an, gerçekten korktuğum anlardan biriydi.Sarhoş insan bir yanıyla korkutucu bir şeydir, sağı solu belli olmaz,

bir yanıyla ise zayıftır çünkü fiziksel kontrolü yerinde değildir, ne yapacağınızı biliyorsanız başa çıkmanız daha kolaydır.

Ama beş adamla başa çıkmak, bir adamla başa çıkmakla aynı şey değil. Ciddi ciddi düşünüyorum, bir arıza çıkarsa, yardım istesem üniversiteli komşularım gelir

ama onlar da iki genç çocuk ve bir genç kız, bir de onların başını yakmak var. En iyisi hiç kıpırdamadan durmak.

Burnuma kadar uyku tulumunun içindeyim

başımda da gözüme kadar inen kapüşonum var, sahilin bir kenarında duran ne olduğu belirsiz bir kütleden başka bir şey değilim, bana sarmaları için bir sebep yok. Birkaç kez üstüme fener tuttular ama varlığımı önemsediklerine dair bir belirtide bulunmadılar.

Ben de kapüşonum ve uyku tulumum arasında kalan boşluktan onları timsah gibi izleyerek saatlerce orada yattım. 🙂

En sonunda, sabaha karşı sessizleştiler, çadırlarına çekilip uyudular, ben de uykuya daldım.

İşte, buyrun size kız başınıza içinde bulunmak istemeyeceğiniz anlardan biri daha.

Ne yapabilirdim, diye düşündüm sonrasında, güvenli olduğunu kendimce kontrol ettiğim bir alanda konuşlandım, gecenin ikisinde koşulların değişeceğini düşünemedim.

Belki daha sosyal davranmalı, çadırların daha kalabalık olduğu bölgede insanlarla tanışmalı ve rahatlığımdan ödün vermek pahasına daha çok insanın içinde uyumalıydım.

Gerçi o zaman, tek başına yola çıkmanın ne anlamı kalırdı bilmiyorum, ama insan “ya hep ya hiç” diye düşünmemeyi, ödün vermeyi de öğreniyor zamanla.

Belki gündüz saatlerimi yalnızlığıma ayırıp, gece saatlerimi feda edebilirdim. 

 

Bu zorlu geceden sonra sabah yedi gibi uyandım. Koyun sırtı bir dağa yaslı, güneş sekizden önce çadırlara vurmuyor. Ve şimdi, pırıl pırıl denizde yüzme zamanı. Taşlık, kayalık bir sahili var Korsan Koyu’ nun. Yanınıza deniz ayakkabısı alırsanız “iyi ki almışım” dersiniz. 🙂 Bir de su altını izleyebileceğiniz bir maske, özellikle koya giriş noktası olan küçük mağara civarında, size çok güzel zaman geçirtebilir. Bunun dışında, hamağınızı kurun, kitabınızı okuyun, oltalarınızı açın, yürümeyi seviyorsanız Likya Yolu patikasında dolaşın, harika manzaranın tadını çıkarın. İhtiyacınız olmayacaktır, ama telefonlar çekiyor, bir sıkıntı yok. Bir de sinek kovucunuzu ve güneş kreminizi unutmayın. 

Mutlu sürüşler. 🙂 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.