2tekerden hayat dersleri…
Geçenlerde, motosiklet kullandığını bildiğim bir arkadaşımla karşılaştık
Hal hatır sormalardan sonra, haliyle konu motosikletlere geldi, hava da soğuktu, biraz soğuk hava gömeriz hevesiyle “Motorla mı geldin?” diye sordum. “Arabayla geldim.” dedi. “Bu aralar kafam çok dolu, o yüzden motoru çıkarmıyorum.”
Kısa bir konuşma içinde, arkadaşım çok önemli ve kolayca unutulan bir noktanın altını çizmiş oldu aslında:
Motosikletle seyahat eden bizler için kaskımız kadar önemli ve vazgeçilmez bir güvenlik unsuru da sakin ve uyanık bir zihin ile rahat bir ruh hali. Arkadaşım daha önce kafası çok doluyken motorla çıkmış ve birkaç kaza atlatmış, maalesef işin doğrusunu zor yoldan öğrenmiş . Yine de öylesine şakası olmayan bir şeyden bahsediyoruz ki, zor yoldan öğrenip karşımda tek parça olarak bulunabilmesi bile onun çok şanslı bir insan olduğunu gösteriyor. 2teker ' den Hayat Dersleri - 1 ( @kızbasına x-city ile yollarda )
Motosikleti bahar ve yaz aylarında seyahat etmek
için hobi amaçlı kullananlar kadar, günlük ulaşım için şehir içinde kullananlar, hem günlük hayatta hem uzun yolda kullananlar veya kuryeler gibi profesyonel sebeplerle sürekli motosiklet üstünde olanlar da var. Ben yıllardır hem şehir içinde, hem uzun yollarda sürekli motosiklet kullanan bir amatör sürücü olarak, kar veya fırtına olmadığı sürece hiçbir günümü motosikletsiz planlamadığımı fark ettim.
Hasta da olsam, o gün moralim bozuk da olsa
arkadaşımın söylediği gibi “kafam dolu” da olsa, şehir içi ulaşım için motosikleti kullanıyorum ve bunu karakter itibarıyla sakin kullanışıma, trafikte risk almayışıma güvenerek yapıyorum – ama acaba doğru mu ediyorum? Trafik gibi onlarca bileşenin bir arada bulunduğu ve her an sayısız risk potansiyelinden geçtiğimiz bir paradigmada, sadece sakinliğimize yaslanarak ne kadar güvende kalabiliriz ve yorgun, dalgın bir sürüşün sebep olabileceği kazalardan nereye kadar kaçabiliriz?  “Kafanız doluyken motosiklet kullanmayın, toplu taşıma kullanın, taksiye binin.” diyip işin içinden çıkmak çok kolay. Ama kabul edelim, motosikletin şehir içindeki pratikliğine alıştıktan sonra vazgeçmek de bir o kadar zor.

O halde, günlük motosiklet yolculuklarımızda

zihnimizi uyanık ve rahat tutmak için ne yapabiliriz, biraz bunun üzerine söyleşelim.  Belki beklenmedik bir öneri olacak belki ama kişisel tecrübelerim bana en önemlisinin gerçekten de “anda olmayı” ve “akışta kalmayı” gündelik bir alışkanlık haline getirmek olduğunu söylüyor.
Hayır, TED konuşması yapmıyorum, vallahi bak
Durun açıklayayım 🙂 İlk motosikletimi aldığım zaman, tecrübesizliğin getirdiği yoğun bir dikkat ve sağlamcılıkla kullanıyordum. O zamanlar bunu çok meditatif bulmuştum. Yol koşullarına ve motosiklete odaklanmaktan başka bir şey düşünmeye fırsat kalmıyordu, motosiklet bana kendi içinde bambaşka bir dünya ve düşünme biçimi yaratıyordu, bu çok hoşuma gitmişti. Sonra, zamanla ve tecrübe kazandıkça hareketler, aynaya bakışlar, koşulları değerlendirip ona göre konum almalar otomatikleşmeye başladı, ben de araç kullanırken başka şeyler düşünebilir oldum.
Biraz ilişki yürütmek gibi değil mi
başta her şeyi nasıl dikkatinizi çeker, sürekli özenir ve önemsersiniz, birbirinizi tanıyıp ilişki yıllara yayıldıkça ise daha az özenli olmaya başlar, eşinize alışırsınız. 🙂 İşte, söz konusu motosiklet olduğunda paradoks tam da burada başlıyor. Hareketleri otomatikleştirecek tecrübeyi kazandıkça başka şeyler düşünme rahatlığına ulaşıyor, başka şeyler düşünmeye başladıkça zihnimizin daha fazla boş enerji harcamasına sebep oluyoruz. Tam da bu nokta, maymun iştahlı zihnimize karşı kontrolü elimize almamız ve belirlediğimiz önceliklere bağlı kalmamız gereken nokta oluyor. 🙂  Bizler, bugünün insanları, çoklu görevlerin altından kalkmak konusunda atalarımıza göre şampiyon sayılırız. Yüz yıl önceden bir insanı getirip bugün Mecidiyeköy trafiğinin kenarına bıraksak muhtemelen bir duvar dibine çöküp küçük bir sinir krizi geçirir. 🙂 Öte yandan, bu çoklu dikkat becerisi, bizim dağınık bir zihinle günü geçirmemize sebep oluyor, zira bütün uyaranlara tepki vermek üzere koşullanmış durumdayız. Bu da, dikkatimizi vermek üzere belirlediğimiz öncelik sıralamasının sürekli değişmesine sebep oluyor. 2teker ' den Hayat Dersleri - 1 ( @kızbasına x-city ile yollarda ) “Anda olmak” tan kastettiğim şey, aslında biraz da bu: “Öncelikleri belirlemek ve öncelik sıralamasına sadık kalmak.”
Bizim önceliğimiz ne? 
Gitmek istediğimiz yere sağsalim varmak. Tartışmasız.  Patronun iş yerinde bize kaba davranmış olmasına kızmak ve onu herkesin içinde şahane cevaplarla rezil ettiğimizi hayal etmek, bizi gitmek istediğimiz yere sağsalim götürecek mi? Hayır. Üstelik patronun bundan haberi bile olmayacak. 🙂  Aniden önümüze kıran taksiye, taksi çoktan uzaklaştığı halde küfretmeye devam etmek, bizi gitmek istediğimiz yere sağsalim götürecek mi? Hayır. Üstelik şahane küfürlerinizi taksici duymayacak. 🙂  Peki, bir sonraki kırmızı ışıkta taksiciyi yakalayıp, camı açtırıp karşılıklı küfürleşmek gideceğimiz yere varmak konusunda işe yarayacak mı? Beyler, sözüm size. İnanın yaramayacak. 
Şehir içi sürüşlerde motosikletin üstündeyken tek bir önceliğimiz var:
Motosikletin üstünde sağlam kalmak ve gitmek istediğimiz yere ulaşmak.  Bu önceliğimize hizmet etmeyen her şeyi elemeyi başarmak da “anda olmak” anlamına geliyor. “Akışta kalmak” ise, her zaman alternatifler üreterek gitmek ve sürecin devamına odaklanmak. Yolda dümdüz giderken bile, yeni güvenli alternatifler üretmeye devam etmek, önünüzdeki araç aniden durursa siz fren yapmak zorunda kalmadan ne tarafından güvenle kaçabilirsiniz, bunu önceden düşünmek. ( Bu noktada ise, hanımlar, sözüm daha çok bize. Bizler koşulları ve ihtimalleri daha ince eleyip sık dokumaya meyilli olduğumuz için aksiyona daha yavaş geçebiliyoruz. ) Yolda tatsız bir sürprizle karşılaştığımızda, aniden duran bir araç, bir hayvan, bir çukur, kaba bir sürücü vb, dikkatimizi tatsız sürprize değil, tatsızlıktan uzaklaşma seçeneklerimize odaklamak. İşte, bu da “akışta kalmak” la kastettiğim şey oluyor. 🙂  Bu iki alışkanlık, “yani anda olmak: öncelikleri belirlemek ve bunlara sadık kalmak” ile “akışta kalmak: soruna değil çözüme odaklanmak”; iki tekerli hayatın bana kazandırdığı en önemli meziyetler oldu.
Yolda öğrendim hayatta uyguladım, hayatta öğrendim yolda uyguladım. 🙂
Elbette güvenliğin esası eğitimdir ve güvenli sürüş teknikleriyle ilgili, ustaları tarafından hazırlanmış pek çok yazılı kaynağa ulaşabilir, dersler alarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Ben naçizane, yolda ve hayatta işimize yarayacak bir düşünce biçimini paylaşmak istedim. Yaşasın motosikletler ve bize kazandırdıkları! 🙂 İki tekerli dostlarımdan aldığım hayat dersleriyle ilgili biraz daha başınızı ağrıtmak niyetindeyim. Bir dahaki hayat dersimizde görüşmek üzere.  Mutlu sürüşler dilerim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.